Bir çocuk, babasına ait beş silahla okula gidiyor. 9 kişiyi öldürüyor, 13 kişiyi yaralıyor. Bu cümle bile tek başına, içinde bulunduğumuz tablonun ne kadar ağır olduğunu anlatmaya yetiyor.
Bu bir “anlık cinnet” ya da “bireysel sapma” olarak geçiştirilemez. Bu olay; yıllardır biriken ihmallerin, görmezden gelinen sorunların ve sistematik boşlukların acı bir sonucudur. Eğitime yeterince yatırım yapılmaması, toplumsal kutuplaşmanın derinleşmesi ve en önemlisi çocukların psikolojik gelişimine gereken önemin verilmemesi, böylesi trajedilerin zeminini hazırlıyor.
Bugün şu soruyu sormak zorundayız; Bu çocuk ne yaşadı, ne gördü, neyin içinde büyüdü?
Çocuklar günün büyük bölümünü denetimsiz dijital içeriklerle, şiddetin sıradanlaştığı ekranların karşısında geçiriyor. Aileler ekonomik ve sosyal baskılar altında çocuklarına yeterli zamanı ayıramıyor. Okullar ise sadece akademik başarıya odaklanan, öğrencinin ruh sağlığını ikinci plana iten bir yapıya sıkışmış durumda. Oysa mesele sadece bir güvenlik meselesi değil; bu, çok boyutlu bir toplumsal krizdir.
Silaha erişimin bu denli kolay olması ayrı bir alarmdır. Bir çocuğun evden beş s*lah alıp okula gidebilmesi, denetim mekanizmalarının ne kadar zayıf olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Bu noktada bireysel sorumluluk kadar kamusal sorumluluğun da altını çizmek gerekiyor.
Devletin ilgili kurumları artık refleks vermek zorundadır. İçişleri ve Milli Eğitim başta olmak üzere tüm yetkili merciler okul güvenliğinden psikolojik destek sistemlerine, aile eğitiminden dijital denetime kadar kapsamlı bir politika setini ivedilikle hayata geçirmelidir.
Ancak mesele sadece kurumların değil, toplumun tamamının meselesidir. Çocukların sessiz çığlıklarını duymayan bir toplum, yarının daha büyük felaketlerine davetiye çıkarır.
Dün Urfa, bugün Kahramanmaraş ve Mersin… Peki ya yarın?
Eğer çocuklara sahip çıkmazsak, onların dünyasını anlamaya çalışmazsak ve sorunları ertelemeye devam edersek, bu sorunun cevabı hepimizi daha da derinden yaralayacak. Unutmayalım; Okulların ve sokakların güvenli olmadığı bir ülkede, hiçbir yer gerçekten güvenli değildir.